Bölge Adliye Mahkemesiİstanbul BAM 31. H.D.

Hakimin Aşırı Gördüğü Cezai Şarta Takdiri İndirimin Söz Konusu Olduğu Alacak İçin İcra İnkar Tazminatına Hükmedilemez

E. 2018/2077, K. 2018/1676 nolu 26.11.2018 tarihli İstanbul BAM 31. Hukuk Dairesi kararı.

Yerel mahkemece verilen karar sonrasında istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı Türkiye Futbol Federasyonu arasında 15.11.2013 tarihli belirli süreli sözleşme akdedildiğini, davacının bu sözleşme uyarınca 15.11.2013-15.11.2018 tarihleri arasında Türkiye Futbol Direktörü sıfatıyla Türkiye Futbol Federasyonu bünyesinde görev alacağı hususunda tarafların mutabık kaldıklarını, müvekkilinin yıllık maaşının primler hariç net 3.500.000 Euro olarak belirlendiğini, döviz kurlarındaki yükselme sebebiyle taraflar arasında akdedilen 11.01.2017 tarihli ek sözleşme ile müvekkiline yapılacak ödemelerde 1 Euro’nun 3,70-TL’ye sabitlenmesini ve yapılacak ödemelerin sabitlenen bu kur üzerinden yapılması hususunda anlaştıklarını, müvekkilinin iş akdinin 26.07.2017 tarihli fesih bildirimi ile 15.11.2013 tarihli sözleşmenin 6. maddesi uyarınca davalı tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, davalı Federasyon tarafından müvekkiline sözleşme uyarınca ödeme yapılacağının şifahen bildirildiğini ancak herhangi bir ödeme yapılmaması üzerine, taraflarca keşide edilen Beyoğlu 34.Noterliği’nin 11 Eylül 2017 tarihli 11643 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalıya cezai şartın ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde ödenmesi hususunun ihtar edildiğini, söz konusu ihtarnamenin davalı yana 13.09.2017 tarihinde tebliğ edildiğini ancak davalı yan tarafından cevap verilmediğini, davalı aleyhine Beykoz İcra Müdürlüğü’nün 2017/6302 E. sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalı yanın yetki itirazı üzerine davalı Federasyon aleyhine İstanbul 19. İcra Müdürlüğü’nün 2017/33400 E. Sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalı Federasyon tarafından icra takibine itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, yapılan itirazın hukuka aykırı olduğunu iddia ederek, davalı tarafından İstanbul 19. İcra Müdürlüğü’nün 2017/33400 E. Sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına, %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesin talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Türkiye Futbol Federasyonu’nun 5894 sayılı Kanuna göre kurulan, özel hukuk hükümlerine tabi olan tüzel kişiliğe sahip özerk bir kuruluş olduğunu, anılan kanun ve kanuna göre çıkarılan TFF statüsüne göre Yönetim Kurulunun Federasyonun bir organı olduğunu, müvekkili Federasyon’un tacir sıfatına haiz olmadığını, davacı ile müvekkili arasında 15.11.2013 tarihinde yapılan sözleşme ile davacının 15.11.2013 – 15.11.2018 tarihleri arasında Türkiye Futbol Direktörü sıfatıyla görev yapmasının kararlaştırılarak taraflar arasında 4857 sayılı İş Kanunu anlamında iş ilişkisi kurulduğunu, davaya konu olan sözleşmeden doğan alacak iddiasının futbol ile ilgili olduğunu bu nedenle iş bu uyuşmazlığın çözümünde yetkili ve görevli kurumun TFF bünyesinde yer alan Uyuşmazlık Çözüm Kurulu olduğunu, müvekkili Türkiye Futbol Federasyonu tarafından davacının iş akdinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun derhal feshe ilişkin 25/2-b ve d bentleri uyarınca feshedilmiş olması nedeniyle davacının erken fesih tazminatına hak kazanmasının mümkün olmadığını, haklı nedenle fesih halinde cezai şart tazminatına hak kazanılamayacağını, İş Kanunu’nun derhal feshe ilişkin 25/2-b ve d bentlerinde yer alan hükmün uygulanmasında yer alan haklı nedenin davacının müvekkili Türkiye  Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu yedek üyesi S.A.’ya fiziki ve sözlü saldırıda bulunması olduğunu, davacı tarafından 19.07.2017 tarihinde yapılan basın açıklamasında davacının yaşanan olaylardan herhangi bir pişmanlık duymadığını belirttiğini, davacının iş akdinin feshinin usule uygun olarak ve hak düşürücü süre içinde gerçekleştiğini, müvekkilinin tüzel kişi olması nedeniyle altı iş günlük sürenin feshe yetkili merciin öğrendiği günden başlayacağını, davacı tarafından 19.07.2017 tarihinde yapılan basın açıklaması sonrası yapılan soruşturma neticesinde durumun TFF Yönetim Kurulu’na intikal ettirildiğini ve müvekkili Yönetim Kurulu tarafından davacının iş sözleşmesinin İş Kanunu’nun 25/II hükmü uyarınca feshedilmesine karar verildiğini ve davacıya 26.07.2017 tarihli fesih bildirim yazısı ile bildirildiğini, davacının iş akdi sonrasında müvekkilinin maddi ve manevi olarak zarara uğradığını, dava konusu alacak likit olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin haksız olduğunu savunarak davanın reddine, %20’den az olmamak üzere kötüniyet tazminatının dava-cıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR GEREKÇESİNİN ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesi tarafından; Davacının İstanbul 19. İcra Müdürlüğünün 2017/33400 Esas sayılı takip dosyası ile başlattığı ilamsız takibe davalı borçlunun yapmış olduğu itirazın asıl alacak 12.950.000,00 TL üzerinden TBK 182/son uyarınca takdiren %40 oranında tenkis yapılarak bulunan 7.770.000,00 TL asıl alacak yönünden iptaline, icra takibinin belirtilen miktar itibariyle kaldığı yerden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, davacı vekilinin takip talebinde istemiş olduğu işlemiş faiz tutarı 120.866,67 TL’nin feragat nedeniyle reddine, itirazın iptaline karar verilen asıl alacak tutarı 7.770.000,00 TL’nin %20’si oranındaki toplam 1.554.000,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekilinin istinaf sebepleri özetle;

Davalı Federasyon’un bütçesinin yaklaşık 700.000.000 TL olması, müvekkilinin hak kazandığı cezai şart olan 12.950.000 TL’nin Federasyon bütçesinin yalnızca % 1.93’üne tekabül etmesi, müvekkilinin sözleşmesi davalı tarafından haksız olarak feshedilmemiş olsa müvekkili 4.520.833 Euro kazanacakken bu gelirden mahrum kalması, hak kazandığı cezai şartın sözleşmenin devamı mümkün olsaydı elde edeceği gelirden çok düşük olması, müvekkilinin iyi niyetle hareket ederek Euro kurunu 3.70 TL’sına sabitlemesi neticesinde yaklaşık 7.000.000 TL daha az gelir elde edecek olması, müvekkilinin yaklaşık 20 yıldan bu yana dava konusu cezai şart tutarı civarında yıllık gelir elde etmesi, sözleşmenin tek taraflı feshi sebebiyle davalı Federasyonun tam kusurlu olması ve bu sebeple müvekkilinin mağdur edilmesi gerçekleri bir-likte değerlendirildiğinde, müvekkili ile davalı Federasyon arasında akdedilen sözleşmenin 6. Maddesinde taraflarca kararlaştırılmış olan 12.950.000 TL tutarlı cezai şartın fahiş nitelikte olmadığının açıkça görüldüğü,

Yerel Mahkemenin dava konusu cezai şart tutarının fahiş olduğu yönündeki kararını kabul etmemekle birlikte % 40 oranındaki tenkis oranının da afaki olduğu, Yerel Mahkeme kararının bu yönden de hukuka ve yasaya aykırı olduğu, şeklindedir.

Davalı vekilinin istinaf sebepleri özetle;

Yerel Mahkemeye sunulmuş olan cevap dilekçesindeki delil listesinde yer alan tanık deliline istinaden tanık dinletilmesi yönündeki talebin Mahkemece reddedilmesi ile tanık dinlenilmemesi konusundaki ara karardan rücu edilmesi yönündeki taleplerinin Mahkemece reddedilmesinin iş kanunu mevzuatına, emsal yargıtay ile istinaf mahkemeleri içtihatlarına ve usule aykırılık teşkil ettiği,

İş Hukuku uygulamasında, işçinin iş akdinin haklı nedenle feshedildiğine yönelik işveren tara-fından iddiada bulunulması halinde, haklı nedenle feshi gerektiren nedenin ispat yükünün işve-ren üzerinde olduğu, dolayısıyla haklı nedenle fesih konusundaki iddialarının ispatı açısından, delil listelerinde yer alan tanıkların mahkeme tarafından dinlenilmesi yönündeki taleplerine karşın Yerel Mahkemece bu taleplerin reddedilmesinin usuli aykırılık teşkil ettiği, başlı başına bir bozma nedeni sayıldığı,

Davacının iş akdinin 4857 sayılı İş Kanununun 25/2-B ve D bentleri uyarınca haklı nedenle feshedilmesi nedeni ile sözleşmede cezai şart olarak belirlenen erken fesih tazminatına hak kazanmasının hukuken mümkün olmadığı,

Yerel Mahkeme tarafından davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın gerekçesinde “müvekkili TFF tarafından davacıya gönderilen fesih bildirim yazısında sözleşmenin 6. Maddesi uyarınca iş akdinin feshedildiğinin bildirildiği, yargılama sırasında kendileri tarafından ileri sürü-len iş akdinin haklı nedenle fesih iddiasının dikkate alınamayacağı, İş Sözleşmesinin, taraflarının bildirdikleri fesih sebebi ile bağlı olup bu sebebin daha sonra değiştirilemeyeceği ve yeni sebepler eklenemeyeceğinden” bahsedilerek “Fesih Sebebiyle Bağlılık Kuralına” aykırılıktan bahsedilmesinin somut olgular dikkate alındığında, dosya kapsamının doğru şekilde incelenmediği ve hukuki dayanaklardan yoksun olduğunun açık şekilde görüleceği,

İş Hukuku Mevzuatında ve Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere, haklı nedene dayanılarak yapılan fesih bildiriminde sebep belirtme zorunluluğu bulunmadığı, Yerel Mahkemece, iş akdinin feshini gerektiren duruma bakılarak haklı nedenle feshin söz konusu olmadığına ve sözleşmenin 6. Maddesine göre feshedildiğine kanaat getirildiği, somut olaya bakıldığından müvekkili TFF tarafından SGK’ya kod numarasının yanlış bildirilmesinin herhangi bir önemi bulunmadığı,

Yerel Mahkemece verilen kararın cezai şart bedeline ilişkin yapılan değerlendirilmesinde, cezai şart bedelinin TBK. M.182/son uyarınca %40 oranında tenkise tabi tutulması bakımından, davacıya ödenen ücretler, sözleşmenin süresi ile çalışılan süreye oranı, davacının sözleşmenin sona ermesindeki ağır kusuru gibi olgular dikkate alınmadan Mahkemece en az %80 oranında tenkis yapılması gerekirken daha düşük bir oranla tenkis edilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği, bunun Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay içtihatlarındaki emsal nitelikteki kararlara da uymadığı,

Yerel Mahkemece, müvekkili TFF aleyhine asıl alacak tutarından %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi bakımından, icra inkar tazminatının doğması için gerekli koşullar sağlanmaksızın karar verilmesi söz konusu olduğu için verilen bu kararın açık şekilde hukuka aykırılık teşkil ettiği, icra inkar tazminatının hak kazanılabilmesi için gerekli olan alacağın likit olması şartının mevcut olmadığı ve davacı lehine inkar tazminatına hükmedilemeyeceğinin açık olduğu, yargılamayı gerektiren cezai şart alacağının likit olmadığı,

Yerel Mahkemece verilen kararın gerekçesinin somut delillere dayanmadığı, yapılan değerlendirmelerde, hangi gerekçelerle söz konusu kararın verildiğine yönelik açıklık bulunmadığı, mahkemenin gerekçesinin anlaşılamadığı,

Dosyaya sunulan cevap dilekçesinde, davacı aleyhine % 20’den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi taleplerinin bulunmasına karşın söz konusu talebin reddi konusunda herhangi bir açıklama yapılmaksızın ve gerekçede bu duruma değinilmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğu ve bozmayı gerektirdiği, şeklindedir.

DELİLLER

SGK kayıtları, hizmet cetveli, 2013-2018 dönemine ilişkin bütçe denetim raporları ve gelir tabloları, Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/2353 sayılı soruşturma dosyası örneği, İstanbul 19. İcra Müdürlüğünün 2017/33400 esas sayılı takip dosyası ile tüm dosya kapsamıdır.

GEREKÇE

Dava; icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkindir.

Taraf vekillerinin istinaf sebepleri açısından istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile bağlı ve sınırlı olarak dosya üzerinde ayrı ayrı yapılan incelemede;

Taraflar arasında imzalanan 15/11/2013 tarihli sözleşme ile davacının 15/11/2013 – 15/11/2018 tarihleri arasında olmak üzere Türkiye Futbol Direktörü olarak görevlendirildiği, ücretinin her bir sözleşme yılı için yıllık net 3.500.000,00 EURO olarak ve buna ilaveten kriterleri sözleşmede açıkça düzenlendiği şekliyle performans priminin de belirlendiği, 11/01/2017 tarihli “Ek Sözleşme” ile ek sözleşmenin imza tarihinden itibaren davacıya ödenecek ücrete ilişkin döviz kurunun 3,70 EURO ile sınırlandırıldığı ve TCMB döviz alış kurunun bu miktarın altına inmesi halinde geçerli kurun uygulanması ancak 3,70 TL.nin üstüne çıkması halinde 3,70 TL esas alınarak ödemelerin Türk Lirası cinsinden yapılmasının kararlaştırıldığı, taraflar arasındaki iş ilişkisinin devamı sırasında davalı Fedarasyon tarafından “Sayın Muhatap Fatih Terim ile Türkiye Futbol Federasyonu arasında imzalanan 15/11/2013 tarihli Sözleşme, 6. Maddesi uyarınca Türkiye Futbol Federasyonu tarafından feshedilmiş olup ihbaren bildiririz” şeklinde 26/07/2017 tarihli yazılı bildirim yapılmak suretiyle iş sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedildiği hususları çekişmesizdir.

Davacının, iş sözleşmesinin 6.maddesinde düzenlenen ceza şartına dayanarak talep ettiği tazminatın tahsiline ilişkin icra takibi başlattığı, davalı vekilinin, davacıya borçlu olunmadığını öne sürerek icra takibine ve borca itirazda bulunması üzerine yasal süresinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Cezai şart 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 179 ve 180. maddelerinde düzenlenmiş olup 420.maddesinde de hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olduğu belirtilmiştir. 4857 Sayılı İş Kanunu’nda cezai şarta ilişkin bir düzenleme bulunmadığından, genel hüküm niteliğinde olması sebebiyle Borçlar Kanunu’nun bu hükümleri iş hukukunu ilgilendiren uyuşmazlıklarda da uygulanmalıdır.

Ayrıca Yargıtay kararlarıyla da cezai şartla ilgili olarak iş hukukuna özgü uygulamalar geliştirilmiştir. Yasal mevzuat ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları dikkate alındığında, cezai şartın geçerli olabilmesi için her şeyden önce işçi aleyhine düzenleme içermemesi gerekir.

İşçi lehinde tek taraflı ceza koşulu içeren sözleşme hükümleri geçerlidir. Bunun yanında ceza koşulunun özellikle işveren lehine geçerli olabilmesi için karşılıklı olması ve eşit koşulları taşıması, denk olması gerekir.

Cezai şartın işçi ve işveren hakkında ve iki taraflı olarak düzenlenmesi gereği, işçi aleyhine kararlaştırılan cezai şartın işveren aleyhine kararlaştırılandan daha fazla olmaması sonucunu da ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla işçi aleyhine olarak belirlenen cezai şartın, koşulları ve ceza miktarı bakımından işverenin sorumluluğunu aşması düşünülemez. İki taraflı cezai şartta işçi aleyhine bir eşitsizlik durumunda, cezai şart hükmü tümden geçersiz olmamakla birlikte, işçinin yükümlülüğü işverenin sorumlu olduğu miktarı ve halleri aşamaz.

Gerek belirli gerekse belirsiz iş sözleşmelerinde, cezai şart içeren hükümler, karşılıklılık prensibinin bulunması halinde kural olarak geçerlidir. Ancak, sözleşmenin süresinden önce feshi koşuluna bağlı cezai şartın geçerli olabilmesi için, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olması zorunludur. Asgari süreli iş sözleşmelerine de aynı şekilde hükümler konulması mümkündür.(Yargıtay 9.HD 10/12/2015 tarih, 2014/24185-2015/35123)

Somut olay incelendiğinde; Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin “Fesih” başlığını taşıyan 6. maddesi aynen aşağıdaki gibidir.

“6.1) İşbu sözleşme TÜRKİYE FUTBOL DİREKTÖRÜ tarafından feshedildiği takdirde, 1.450.000-EURO (Bir Milyon Dört Yüz Elli Bin Avro) tutarında erken fesih tazminatını Federasyon’a ödemekle yükümlüdür. İşbu sözleşme FEDERASYON tarafından feshedildiği takdirde, 3.500.000 EURO (Üç Milyon Beş Yüz Elli Bin Avro) tutarında erken fesih tazminatını TÜRKİYE FUTBOL DİREKTÖRÜ’ne ödemekle yükümlüdür.

6.2) Taraflar sözleşmenin feshi halinde 6.1.’de belirtilen erken fesih tazminatı ve muaccel olmuş ücret alacakları dışında başkaca hiçbir tazminat talep etmeyeceğini gayri kabili rücu olarak kabul eder.”

Bu haliyle, cezai şartın, taraflar arasındaki belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce feshi koşuluna bağlandığı, karşılıklı olduğu ve miktar itibariyle işçi lehine hüküm içerdiği anlaşıldığından, ortada yasal mevzuata ve yukarıda açıklanan ilkelere uygun bir düzenleme bulunduğu, geçerlilik sorunu olmadığı açıktır. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olduğu hususu da ihtilafsızdır. Cezai şartın, fesih şekil ve sebebine bağlı olmayıp sözleşmenin süresinden önce feshi koşuluna bağlandığı dikkate alındığında, feshin haklı fesih koşullarını taşıyıp taşımadığı hususunun bir önemi yoktur.

Bu nedenle, davalı tarafın, haklı fesih savunmasının ispatı bakımından bildirdiği tanıklarının dinlenmesi gerektiğine yönelik itirazları yerinde görülmemiştir. Kaldı ki, iş sözleşmesinin feshi hususunda gerek Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Kararında ve gerekse yazılı fesih bildiriminde, feshin 15/11/2013 tarihli Sözleşme’nin 6.maddesi uyarınca yapıldığına yönelik açıklama dışında bir fesih sebebine yer verilmediği anlaşılmaktadır.

Her ne kadar, haklı fesih hallerinde fesih bildiriminin yazılı olması şekil şartı değil ise de fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması halinde, ispat yükümlülüğü altında bulunan işveren fesih bildiriminde gösterdiği fesih sebebi ile bağlı olup dava sırasında başka bir sebep ileri süremeyeceği gibi yazılı fesih bildiriminde gösterilmeyen sebeplere yargılama sırasında dayanılması mümkün değildir. Esasen bu hususlar, feshin geçersizlik sorununa ilişkin uyuşmazlıklarda ele alınması ve irdelenmesi gereken hususlar olup somut davanın konusu değildir.

Yapılan açıklamalar doğrultusunda; ilk derece mahkemesinin kararında, cezai şartın işçi ve işveren yönünden karşılıklı olarak düzenlendiği, işçi ve işveren lehine hükümler içerdiği, süre ve şekil yönünden kanuna aykırılık teşkil etmediği, davalı işverenin iş sözleşmesinin feshinde herhangi bir haklı sebebe dayanmadığı gerekçeleri ile davalı işverenin, sözleşme hükmü uyarınca kararlaştırılan cezai şartı ödemekle yükümlü olduğuna dair saptama ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varılarak, davalı tarafın buna yönelik istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 182 maddesinin birinci fıkrasında, tarafların cezanın miktarını serbestçe belirleyebileceği düzenlenmiş ancak aynı maddenin sonuncu fıkrasında hakimin aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indireceği öngörülmüştür. Yapılacak indirimin oranı hususunda açık bir düzenleme yoktur. Uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıkların, daha çok işçi aleyhine yani işçinin ödemekle yükümlü olduğu cezalar
nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıklar olması sebebiyle Yargıtay işçi lehine yorum ilkesinden hareketle çözüm yolları belirlemiştir.

Bu kapsamda, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararlarında, işçinin belli bir süre çalışması şartına bağlanan cezalardan, sözleşme kapsamında çalışılan ve çalışması gereken sürelere göre oran kurularak işçi aleyhine hükmolunacak cezadan indirime gidilmesi gerektiği içtihat edilmekte olup kanaatimizce aynı oranın işveren lehine yapılacak indirimlerde de dikkate alınması objektif hakkaniyetin gereğidir.

Taraflar arasındaki iş sözleşmesi ile kararlaştırılan hizmet süresi 5 yıl (60 ay) iken bu sürenin tamamlanmasına yaklaşık 16 ay kala, işvereni sözleşmenin feshine götüren olayın davacının TFF Futbol Federasyonu yedek üyesi SA’ya yönelik sözlü ve fiziki saldırıda bulunması ve basın toplantısında “Yine olsa yine yaparım” diyerek beyanda bulunması şeklinde ileri sürülen ve kamuoyuna da yansıyan hususlar her ne kadar yukarıda açıklandığı üzere cezai şartın geçerliliğini etkileyecek nitelikte değil ise de işverenin fesih iradesini oluşturmada etkili bulunduğundan, indirim oranının takdirinde dikkate alınması gereken bir diğer husustur.

O halde, tarafların dosyaya yansıyan sosyal ve ekonomik durumu, davacının icra ettiği görevin niteliği itibariyle kamuoyunun yakın takip ve ilgi alanı içinde olması nedeniyle işvereni feshe götüren sebep ve saikler ile ifa edilen sözleşme süresi dikkate alındığında Borçlar Kanunu uyarınca cezadan yapılacak indirim oranının %60 olarak belirlenmesi gerektiği kanaatine varılmış olup bu nedenle davalı istinafı yerinde görülerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılıp yeniden hüküm kurulması, davacının bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun ise yapılan açıklamalar çerçevesinde reddi gerekmiştir.

İcra inkar tazminatı yönünden yapılan incelemede; icra takibine yönelik itirazın niteliği, talebe konu alacağın Türk Borçlar Kanunu 182. maddesi kapsamında takdiri indirimi gerektirir nitelikte olması nedeniyle alacak miktarının tespitinin hesap ve yargılamayı gerektirdiği hususları gözetildiğinde icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğu kanaatine varılmıştır.

Yapılan açıklamalar çerçevesinde; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile kamu düzeni dikkate alındığında, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan yönlerden kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına ilişkin Üye Hakim MA’un görüşü heyetçe de benimsenerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM

1-Davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin, yukarıda belirtilen gerekçelerden dolayı yerine görülmediğinden REDDİNE,

2- Davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan yönlerden KISMEN KABULÜ İLE; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi KARARININ KALDIRILMASINA,

3-Davanın KISMEN KABULÜNE,

a-Davalı tarafından İstanbul 19. İcra Müdürlüğü’nün 2017/33400 Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın KISMEN İPTALİ İLE, takip konusu olan 12.950.000,00 TL üzerinden TBK.nun 182/son maddesi uyarınca takdiren %60 oranında indirim yapılarak tespit edilen 5.180.000,00 TL asıl alacak üzerinden TAKİBİN DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin reddine,

b-Takibe konu 120.866,67 TL işlemiş faiz alacağı talebinin vaki feragat nedeniyle reddine,

c-İcra inkar tazminatı talebinin reddine,

4-Davalı tarafından yatırılan 159.231,00 TL istinaf karar harcının istemle birlikte davalıya iadesine, davacıdan alınması gereken 35,90 TL istinaf karar harcının peşin alındığı görülmekle ayrıca harç alınmasına yer olmadığına,

5- Harçlar kanunu uyarınca alınması gereken 353.845,80 TL karar harcının, davalı tarafından yatırılan 479.059,04 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 125.213,24 TL karar ve ilam harcının istemle birlikte davalıya iadesine,

6- Davacı tarafından peşin olarak yatırılan toplam 157.863,40 TL karar ve ilam harcının istemle birlikte davacıya iadesine,

7- Davacı tarafından yapılan 137,45 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesap olunan 134,32 TL ile Başvurma harcı olarak yatırılan 31,40 TL olmak üzere toplam 165,72 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,

8- Davalı tarafından yapılan 75,85 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesap olunan 1,73 TL’sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına,

9- Avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince davacı vekili için hesap olunan 117.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, redden dolayı davalı vekili için hesap edilen 12.419,33 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

10- Davacının ve davalının gider avanslarında kalan ücretlerin karar kesinleştiğinde kendilerine iadesine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 9 uncu maddesinin yollamasıyla 6100 sayılı HMK’nın 361 inci maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süresi içinde Yargıtay’a TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 26/11/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün