17. Hukuk DairesiYargıtay

Hizmet Kusuru / Kasko Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan Rücuen Tazminat / İtirazın İptali

E. 2020/336, K. 2021/1553 nolu 18.2.2021 tarihli 17. Hukuk Dairesi kararı.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı vekili, 10.02.2015 günü maddi hasarlı tek taraflı trafik kazası sonucunda davacı sigorta şirketine kasko sigorta poliçesi ile sigortalı aracın hasar gördüğünü, 1.343,56 TL ödenen hasar bedelinin ödenmesi için hasar sorumluları davalılar aleyhine İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün 2015/26206 sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalıların haksız olarak itiraz ettiklerini belirterek itirazın iptaline, takibin devamı ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile davacı sigorta şirketinin davalılar aleyhine yaptığı İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün 2015/26206 sayılı icra takibine, davalı Beyoğlu Belediye Başkanlığının yapmış bulunduğu itirazın 1.007,67 TL asıl alacak üzerinden iptali ile takibin işbu miktar üzerinden takip talepnamesindeki koşullar ile birlikte devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, dava konusu alacağın varlık ve miktarı tespiti yargılamayı gerektiğinden davacı yanın icra inkar tazminatı isteminin İİK 67. maddesi gereğince talep koşulları oluşmadığından reddine miktar itibariyle kesin olmak üzere karar verilmiş; davalı Beyoğlu Belediye Başkanlığı vekilinin kanun yararına bozma istemli dilekçesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.01.2020 gün ve 2020/2031 sayılı yazısı ile hükmün, HMK’nın 363/1. maddesi uyarınca “kanun yararına bozulması” için temyiz talebinde bulunulmuştur.

Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminata dayalı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.

1086 Sayılı HUMK 388 ve 389. maddeleri ile 6100 Sayılı HMK’nın karşılık 297/1-2 maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerektiği gibi, HMK 297/c maddesi gereğince (HUMK m.388/3.) hükmün gerekçesinde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin gösterilmesi gerekir.

Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği T.C. Anayasasının 141/3. maddesinde de açıkça belirtilmiştir.

Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.

Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri, davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini bilmeleri gerekir.

Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.

Yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 19.11.2018 tarihli kısa kararın 1 numaralı bendinde; “davacı sigorta şirketinin davalılar aleyhine yaptığı İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün 2015/26206 sayılı icra takibine davalıların yapmış bulunduğu itirazın 1.007,00 TL asıl alacak üzerinden iptaline” denildiği halde, gerekçeli karar 1 numaralı hüküm fıkrasında; “davacı sigorta şirketinin davalılar aleyhine yaptığı İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün 2015/26206 sayılı icra takibine davalı Beyoğlu Belediye Başkanlığının yapmış bulunduğu itirazın 1.007,00 TL asıl alacak üzerinden iptaline” denilerek bu şekilde kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Her ne kadar mahkemece, hüküm fıkrasının 2. maddesinde fazlaya ilişkin istemin reddine ilişkin hüküm fıkrasının kapsamında, davalı Karayolları Genel Müdürlüğü yönünden davanın husumet yönünden reddine, davalı Belediye yönünden davanın kabul edilen kısım dışında reddine karar verilmesi gerektiği tespit edilerek kısa karar ve gerekçeli karar hüküm fıkrası arasındaki çelişki giderilmeye çalışılmışsa da yaratılan çelişki ortadan kaldırılamamıştır. Bu hal, yukarıda açıklanan ilkelere aykırılık oluşturduğundan usulüne uygun çelişkisiz bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir.

Kabule göre de,

Davacı, rögar kapağının çevresindeki yol çökmesi nedeni ile davalı tarafın (Belediyenin) yol bakım ve onarımından sorumlu olduğunu belirterek dava açmış olup davada hizmet kusuruna dayanılmıştır. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan kuruluşlar, kamu hizmeti sırasında verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildirler. Kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerin kullanılması sırasında oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar olup bu zararların tazmini amacıyla hizmet kusurlarına dayalı olarak İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi hükmü uyarınca idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden (re’sen) dikkate alınması zorunludur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2015 tarih ve 2015/17-731, 2015/2366 K. sayılı kararı ile de; “davalının hizmet kusuruna dayalı zararın tazmini için açılan eldeki davanın bir tam yargı davası olması nedeniyle davada idari yargı mercileri görevli olduğundan yerel mahkemece dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” denilmek suretiyle hizmet kusuruna dayanılarak açılan davalarda idari yargının görevli olduğu belirtilmiştir.

O halde, mahkemece, hizmet kusuruna dayanılarak davalı taraf (Belediye) aleyhine açılan bu davada HMK 114/1-b maddesi gereğince yargı yolu caiz olmadığından HMK 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HMK’nın 363/1. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA, gereğinin yapılması için kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 18/02/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün