17. Hukuk DairesiYargıtay

Kişinin Kendisinden Habersiz Yargılama Yapılarak Karar Verilmesi Kural Olarak Mümkün Değildir

E. 2020/335, K. 2021/1554 nolu 18.2.2021 tarihli 17. Hukuk Dairesi kararı.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı vekili, 15.05.2016 günü davalı B. D. A.’ın (sürücü/işleten) tam kusurla davalı sigorta şirketine trafik sigorta poliçesi (ZMSS) ile sigortalı 01 DUZ 05 plakalı araçla davacıya ait 01 UU 023 plakalı araca çarpması ile meydana gelen trafik kazasında davacı aracının değer kaybına ve aracın tamirde kaldığı süre içerisinde kazanç kaybına uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL değer kaybının ve 100,00 TL kazanç kaybının kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili, davanın reddini savunmuştur.

Davalı B. D. A.’a ise, dava dilekçesi tebliğ edilmemiş, taraf teşkili sağlanmamıştır.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile 647,09 TL değer kaybı maddi tazminatın 13/03/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının davalı sigorta şirketine yönelik ikame araç bedelinden kaynaklanan maddi tazminat talebinin reddine miktar itibariyle kesin olmak üzere karar verilmiş; davacı vekilinin kanun yararına bozma istemli dilekçesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.01.2020 gün ve 2020/2033 sayılı yazısı ile hükmün, HMK’nın 363/1. maddesi uyarınca “kanun yararına bozulması” için temyiz talebinde bulunulmuştur.

Dava, çift taraflı trafik kazasından kaynaklanan araçtaki değer ve kazanç kaybı maddi tazminat istemine ilişkindir.

Öncelikle, yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması asıldır. 6100 sayılı HMK’nun 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.

Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.

Savunma hakkını güvence altına alan T.C Anayasasının 36. maddesinde de buna paralel düzenleme bulunmaktadır. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasanın 36 ve 90/son maddesi delaletiyle AİHS’nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının da bir gereğidir.

Somut olayda, davacı taraf, değer kaybı ve kazanç kaybı taleplerini her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen talep ettiği halde, 20/03/2017 tarihli tensip zaptında davalı olarak sadece G. Sigorta A.Ş’nin gösterildiği, davalılardan B. D. A.’a dava dilekçesi ve bilirkişi raporunun gönderilmediği, taraf teşkilinin eksik olarak yapıldığı ve yargılamaya devam edilerek verilen kararda bu kişiye yer verilmediği, daha sonra davacının tavzih ve tashih dilekçesine istinaden tashih kararı verilerek karara eklendiği anlaşılmıştır.

Bu durumda, davalı B. D. A.’ın davaya dahil edilmeyip anılan davalı hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmaksızın davacı vekilinin tavzih dilekçesinden sonra tashih kararı ile karara eklenmesi ve gerekçeli kararın adı geçen kişiye tebliğ edilmesi Hukuk Muhakemeleri Kanununun hükmün tashihine ilişkin 304. maddesi ile tavzihe ilişkin 305. maddesinde yer alan düzenlemeler karşısında doğru bulunmamıştır.

Davalı B. D.’in davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra davacı yanın davalı B. D.’e yönelik talepleri hakkında da olumlu ve olumsuz bir hüküm kurulması yasa gereğidir.

Ayrıca, bilirkişi raporunun davacı vekiline 03/05/2018 tarihinde tebliğ edildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Bilirkişi raporuna itiraz” başlığı altındaki 281. maddesinin birinci fıkrasında itiraz süresinin iki hafta olduğu belirtilmesine rağmen 17/05/2018 tarihli celsede henüz itiraz Süresi dolmadan karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HMK’nın 363/1. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA, gereğinin yapılması için kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine 18/02/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün